Vapur, Ada, Çamkesesi Tırtıl Alerjilerimiz…

Deniz aşığı bir kızım var. Son günlerde denizle yatıyor denizle kalkıyor. Pendik marinaya (Marınturk) bulaşık makinası almak için gittiğimizde “annecim dütfen (lütfen) beni buraya sık sık getirin” demişti. Öylesine söylenmiş bir söz değilmiş. O lafın altında bir aşk varmış. Meğer bu aşk deniz aşkı, gemi aşkıymış. Ayyy bu çocuk kime çekti demeyeceğim. İdolü belli, Uğur Dayısı. Her çocuğun bir kahramanı olurmuş. Berrasu’nun kahramanı da sanırım Uğur Dayısı…

– Bütüüün gemileri Ugur dayım sürüyor.

– Ugur dayım kocaman kocaman gemileri bile sürüyor.

– Ugur dayım bana kağıt çoğaltma makinası (fotokopi makinası) bile aldı.

Uğur dayım beni en yukarılara kadar uçurup tutabiliyor. Uğur dayımlı cümleler sık sık kullanılıyor.   

Birkaç gün önce yine Pendik marinaya (Marinturk)  gidince tavırları ile bizi iyice şaşırttı.

Denizi, yatları görünce kızımızın ağzı kulaklarına vardı. “İşte ben hep buraya gelmek istiyorum” diyerek mutluluğunu sözcüklere döktü…

Neşesini söze dökmesine gerek yoktu. Denize uzun uzun bakıp bakıp dalması, yatlara doğru hayran hayran bakması aşkın bütün belirtilerini gösteriyordu.

Bana “kaç yaşında bir kafeye gidip mönüyü eline alıp sipariş verdin” diye sorsalar kesinlikle çocuk yaşlarımda olmadığını söyleyebilirim. 3,5 yaşındaki kızımız kendi tercih ettiği kafede oturuyor. Garsondan mönü istiyor. Portakal suyu istiyor. Babasına dönüp “babacığım sen ne tercih edersin?” diye soruyor.. Bütün anneler sık sık sen ne zaman büyüdün? diye sorar ya ben de anneyim ya sorayım şu malum soruyu. Sen ne zaman büyüdün kuzum ya…

Deniz aşkı bitmiyor. Hergün tel evine (otel) ne zaman gideceğiz diye soruyor. En son isteği de “fapura (vapura) binmek istiyorum” olunca 23 Nisan tatilini değerlendirelim istedik. Büyükada Volkan ve benim için çok özeldir. Hatta o kadar özeldir ki kızımızın adını ADA koyacak kadar özeldir… Berrasu Ada… Konu nerden nereye geldi…

Haaaa tamam fapura binmek istiyorum deyince adaya gitmeye karar verdik. Sabah erkenden kalktık. Artık bizim erkenlerimiz değişti. Geçen üç yıl boyunca sabah ben uyanmadan uyanan Berrasu, babasını bir gün bile saat yediye kadar uyutmamıştı. Kıyamam Volkancım gece yarısı eve gelmesine rağmen üç sene kızımız için sabahın köründe kalktı. Bu yıl okulda öğlenciyim erken kalkmayınca Berrasu’da saat sekiz –dokuza hatta ona kadar uyuyor…  Aaaa konu yine dağıldı…

Tekrar hatırlatayım. Erkenden kalktık. Ada motoruna bindik. Berrasu tost ve süt ile motorda kahvaltısını yaptı. Çığlık çığlığa sevindi.. Bıcır bıcır konuşarak bütün milleti tebessümle bize baktırdı. Burada “Maşallah” demeniz gerekiyordu, MAŞALLAH dediniz değil mi?

Deniz köpük köpük köpürdükçe Berrasu’nunda coşkusu arttı. Tostunun kıyılarını martılara atabileceğini söyledik. Küçük parçalar yaptı. Martılara bir parça tost ekmeği attı, bir daha attı sonra hepsini martıya vermeye kıyamadı bir ağzına, bir martıya attı.

Dil burnuna kadar yürüdük. Nisan- mayıs Büyükada’nın en güzel zamanıdır diye düşünürüm. Evlerin bahçelerinden sarkan salkım salkım leylaklar, hala açmamış olsada varlıklarını belli eden begonviller, bakmaya doyulamayan tarih kokan evler, buram buram at pisliği kokuları… Yanınızdan vın vın geçen bisikletli sürücüler, tıkıdık tıkıdık geçen fayton sesleri…

Dil burnunda güzel bir masada kahvaltı soframızı kurduk. Yedik içtik. Berrasu’yu denize indirdik. Ayakkabılarını, çorabını çıkarıp denizde yürüdü.

– “Beni babam denize soksun. Çünkü babam beni daha derinlere sokabilir” diyerek benim denizdeki beceriksizliğimi tokat gibi yüzme çarptı.

Baba kız parkta kaydıraklara, salıncaklara gittiler, top oynadılar. Akşam üzeride üçümüz birlikte istop oynadık…

Biz kaydıraklardayken Volkan’da mangalı yapmaya başladı. Volkan çok şanslı günündeydi. Yanımızdaki masa komşumuz genç çiftle muhabbet edince ilk defa mangal yaptıklarını öğrendik. Uzaktan bir de baktım ne göreyim. Volkan bu genç çiftin mangalı yakmasına yardım ediyor. “Yazık çocuklar bu gece belki o da belki, o mangalı ancak yakarlar. Mangal yakarken kılavuzu Volkan olanın mangalı yakması da mucize olur, dedim içimden. Neyse ki bir öteki masadaki komşumuz beyfendi, Volkan’daki mangal yakamama potansiyelini çabuk farketti de olaya kibarca müdahale etti. Gençler mangalı yaktı, yediler. Bizde onların ateşini kullandık. Yıllar önce iki kişiyken yine adaya gitmiştik. Ben diyeyim sabahtan akşama siz deyin öğlenden akşama kadar bizim mangal kömürü tutuşmadan yandı bitti kül oldu. Pikniğini yapıp bitiren bir amca bizim halimize acıdı da mangal ateşini bize verince hala tadı damağımda etleri pişirmişti Volkanım…

Ormana gitmemizden az sonra, önce Berrasu’da sonra da Volkan’da ve bende küçük küçük kaşıntılar başladı. Birşey alerji mi yaptı acaba derken Berrasu’daki alerjiler arttı. Yüzünde, boynunda, bileklerinde kızarıklıklar başladı. Çocuk akşam üzeri kaşıntıdan duramaz oldu, ağlamaya başladı. Nerdeyse bütün piknikçiler kaşınıyordu. Eve gelince duş aldık ama geçmedi.

Gece yarısı bir korkunç kaşıntıyla uyandık… Kollarımız, boynumuz, sırtımız ya her yerimiz kaşınıyordu. Kaşındıkça beş kuruştan daha fazla büyüklükte kabarıklıklar olmaya başladı. Acile gidelim diye düşündük ama Berrasu doktordan korkuyor diye gidemedik. Sabah erkenden eczaneden losyon aldık. Evden çıkmadan da losyon sürdüm ama okulda kaşınmaktan öldüm. Eve dönerken hastanenin aciline girdim. İki gündür adaya giden hemen herkeste bu kaşıntılar yüzünden acile uğramış meğer. Hemen bir iğne yaptılar, ilaç yazdılar. Berrasu’nun çocuk doktoru Ceyda Abla’ dan da Berrasu için ilaç ismi aldım.

Piknik alanlarını istila eden çamkese tırtılları alerjik kaşıntı yapıyormuş. Çamkese tırtıllarının yol açtığı ve deride kızarıklık ve kabarıklık şeklinde oluşan alerjik kaşıntıya karşı ilaç kullanarak tedavi oluyormuş. Çam ağaçlarına dadanan çamkese tırtılları ile mücadele kimyasallar yoluyla, ya tırtılın yuva yaptığı dal kesilip yakılarak ya da tırtılların düşmanı olan Calasomalar yardımı ile yapılıyormuş. Tırtılların düşmanı olan Calasomalar böceklerinden ormana salıyorlar bunlar da tırtılları yemek suretiyle yok ediyorlarmış. Buna da biyolojik mücadele adı veriliyor. Bence doğaya zarar vermeyen en uygun yöntem biyolojik mücadele tercih edilmeli.

Bu arada birşeyleri korumaktan bahsedince son günlerde dikkatimi çeken bir haber vardı. Adalardaki atlı faytonların kaldırılıp yerine elektirikli faytonlar getirileceği haberini Milliyet Gazetesi yazarlarından Mehveş Evin’in buradaki yazısından okumuştum.

Adada yaşamıyorum ama ada da nal sesleri olmayan atsız faytonları da düşünmek istemiyorum. İlk defa bir konuda muhafazakar sıfatı almaya da razıyım.

Adaların tarihi ve nostaljik güzelliklerinden olan faytonlara dokunulmasın. Bir güzelliğimizi de koruyalım lütfen. Faytonları, at barınaklarını ıslah edelim ama faytonlara dokunmayalım…

NOT 1: Alerjilerimize rağmen çok güzel bir gündü. Bizi kırmayıp tek bir günlük izin gününde  dağ, tepe, orman ve deniz demeden bizimle geldin yoruldun… Teşekkürler birtanem …

NOT: Nereden okuduğumu hatırlamıyorum ama yıllar önce okumuştu (m)(k). “Hayatta bir kahramanınız olmasından daha önemlisi siz birinin kahramanı olun” diye okumuştu (m)(k).Kardeşim Uğur benden küçük ama her zaman söylüyorum olgun ve objektif düşünce tarzıyla yıllar önce benim de kahramanım olmuştu…

Bunlarda İlginizi Çekebilir…

Berrasu’dan İnciler Evleniyorum…

Berrasu Hastalandı…

Reklamlar
AKTİVİTELER kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: