Bir Günüm…

Bu yıl okulda hem birinci sınıf okutuyorum hem de öğlenciyim. Birinci sınıf okutmak inanılmaz yorucuydu şimdi üç beş kat daha yorulduğumu hissediyorum. Önceki okuttuğum birinci sınıflarda ben bir anne değildim. Yalnızca bir eştim. Ama şimdi bir de anneyim.

Öğlen vakti okula gidene kadar zaten evde müthiş bir tempo yaşanıyor. Sabah altıda-yedide kalkan ve acıktım diyerek koşarak yanıma gelen bir kızıma kahvaltı hazırlıyorum. Kahvaltı yaptırılıyor. Bu kahvaltı yaptırılıyor kısmı yazdığım ya da okuduğun kadar kısa sürmüyor. Kahvaltı yaptırana kadar (ki nerdeyse kendi kendine kahvaltı yapıyor) kan-ter içinde kalıyorum. Kahvaltı bir şekilde bitiyor ama ben de bitiyorum. Öğle yemeği hazırlanıyor. Evin dağınıklığı toplanıyor. Berrasu ile oynanıyor, oynanıyor, oynanıyor. Öğlen okula gitmeden Berrasu uyutuluyor. (Bin kere uyu Berrasu, kapat gözünü Berrasu dendikten sonra). İşe gitmek için hazırlanıyorum aralarda…

İşe gidince pestilim çıkmış oluyor. Sonrası ise anlatılmaz zor. 2005 doğumlu çocuklardan oluşan bir gruba okulu anlatıyorum, kuralları anlatıyorum, toplum içinde nasıl davranılır anlatıyorum, çantadan hangi kitabı çıkaracağı anlatıyorum. Kalemi nasıl tutması gerektiğini, sayfanın sol tarafından başlanıp yazıldığını anlatıyorum.

Okulda her çocuğun defterine örnek çizgi çalışmasını yazıyorum. Ben daha iki öğrenciye örnek yazmadan “öğretmenim benim ki oluyor mu? diye soran çocuğa “az sonra sana bir daha gelip bakacağım” diyorum. Sonra öbürü soruyor “öğretmenim benim ki oluyor mu?” diyor. Onada “az sonra bakacağım” diyorum. Diğeri, diğeri, diğeri soruyor.

Az sonra kontrole gittiğimde gözlerime inanamıyorum. Yalnızca ya bir kişi ya da iki kişi doğru yapıyor. Başka sayfaya başka çizgi çalışması yapanlar, sağdan sola yazmaya çalışanlar, bir sayfaya bir tane koskocaman şekil yapanlar, “ben evde yapacağım defterimi kaldırdım” diyenler, “bunu mu yapacağım öğretmenim” diye soranlar, çişim geldi öğretmenim diyenler, eve gidelim mi öğretmenim diyenler…

Her tenefüs zili çaldığında eşyalarını toplayıp çantasını alıp eve gitmek isteyenler. Annesinden ayrılmayıp sınıfta ağlayanlar, iki haftadır sürekli ağladığı için hala bir tam gün bile sınıfta kalmayı başaramayanlar…

Daha bir haftadır okullar açılmışken “benim çocuğum evde ev çalışmalarını yapıyor” diye gelip anlatan velilere çoccuğunun altı derste bir çizgi bile çizmediğini anlatmaya çalışıyorum. Ama neden bilinmez veli buna inanamıyor. Benimde inananamadıklarım var. Anne baba olarak çocuğunuza altı yaşına kadar hiç kalem tutturmamış olmanıza, sulu boya ile bir defa olsun boya yaptırmamış olmanıza… bende inanamıyorum.

Aynı basit cümleleri her öğrenciye onlarca defa söyleyip, ağzımı açacak halim kalmadığında, bir dakika daha ayakta kalacak gücüm kalmadığında altıncı ders bitiyor ve eve dönüyorum.

Ev döndüğümde daha kapıdayken “anneciğim seni çok özledim” diye sarılan dünya tatlısı bir çocuk beni bekliyor. “Televizyon seyrettiğimi sana söylemeyeceğim bu bir sır biliyor musun?” diye bana gizli sırrını açıklayan masum bir çocuk beni kapıda karşılıyor. (bu sırdan hiç hoşlanmıyorum)

Hızlıca kızıma ve bana bir sofra hazırlıyorum. Aç kurtlar gibi yemek yiyoruz. Biraz oyun oynuyoruz. Sarılıp, öpüşüp, yuvarlanıp özlem gideriyoruz. Saat dokuz gibi artık pilim bitmiş olarak odasında Berrasu’nun o gece için seçtiği kitapları iki üç kere okuyorum. Şanslı bir günümse üç, dört kitapla kurtarıyorum. Bazen nerdeyse tüm kitaplarını getiriyor. Üstelik bir kelime dahi atlayamıyorum. Onlarca kitabı ezbere biliyor “hayır yanlış okudun” deyip kitabı en baştan tekrar okuma cezası veriyor. (Ağzımı açacak halim yokken bu kadar daha nasıl konuşabildiğime ben de şaşırıyorum.) Sonra beni kovuyor odasından. “Sen git ben büyüdüm kendi kendime uyuyacam” diyor.

Salonda koltukta uzun bir süre sessizce, konuşmadan oturuyorum. Nerdeyse bir çaydanlık çay içiyorum. Sonra laptop açılıyor yarınki okul hazırlıkları yapıyorum. Öğrencilerin bugünkü değerlendirmeleri kayıt altına alıyorum. Bu hazırlık aşaması saatlerce sürüyor. Sonra eve geç vakit gelen kocacığıma gününü mününü sormadan yalnızca “iyi geceler ben yatıyorum” diyorum ve yatıyorum. Şanslıysam geceyi deliksiz uyuyorum. Değilsem bir sebepten gece uyumayan, sık sık ağlayan kızımızı sakinleştirmek için uğraşıp duruyorken bir de bakıyorum sabah oluyor. Yine “ben acıktım annecim” diye yatağın başına gelen kızımı görünce saate bakıyorum. Saat altı ya daha sabahın altısı gün yine başladı…

 (NOT: Ben en oyalanması zor zamanlarda bile televizyon seyrettirmedim şimdi binlerce etkinlik yapılacak zamanda kızımın televizyon başında olmasına dayanamıyorum.)

Reklamlar
ÇOCUK EĞİTİMİ kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

2 Yanıt to “Bir Günüm…”

  1. egeelaece Says:

    Kolay gelsin size cidden işiniz çok zor geçen sene birinci sınıfa giden oğlum vardı bu sene ikinci sınıftayız yazınızı okuduğumda o günler aklıma geldi .Empati kurdum bir an sabır isteyen bir meslek ciddi anlamda umarım bir an önce anlayarak okumaya geçerler

    sevgiler

    • ulku Says:

      teşekkür ederim… sonsuz sabır, sonsuz özveri gerektiren bir meslektir öğretmenlik.
      Ödülü çok güzel… çocuklarımızın yıllar içinde hayattaki başarıları bizim için en güzel ödül oluyor…


Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: