Daha Dün Annemizin Kollarında…

Daha dün annemizin kollarında yaşarken,
Çiçekli bahçemizin yollarında koşarken…

06 Nisan 2011 kızımızın ilklerinden birini yaşadık. Babası sabah erkenden kahvaltısını yaptırmış, temizliğini yapıp, cici cici giydirmiş ve oyun evine gitmişler. Ben mi nerdeydim ben okuldaydım, bana kendi çocuklarını emanet etmiş anne-babaların çocuklarını hayata hazırlamaya çalışıyordum.

Kaç gün Berrasucuğum okula gideceksin, orada oyunlar oynayacaksın, yeni yeni arkadaşların olacak dedik.
-Berde okula gidecek, çok yemek ye.
-Berde okula gidecek uyu, diye kendi kendine komutlar verdi.

Bu ilk oyun grubu deneyimimiz değil. Daha önce birbirimizi montessori mail grubundan tanıyan anneler Ayça oğuş’un benimle oynar mısın anne blogu aracılığı ile  bir oyun grubu kurmuştuk. Ece, Oğuz, Melis ve Berrasu’lu oyun grubu on beş günde bir toplanıyor. İlk toplandığımızda henüz 11-14 aylık bebişlerdi. Yeni yeni yürümeye başlıyorlar hatta emekliyorlardı. Anneler de bebeklerde çok çabuk uyum sağlamıştı. Berrasu konuşmaya başladığında ilk söylediği sözler arasında arkadaşları Ece, Menni (Melis), Oguz (Oğuz) isimleri oldu. Arkadaş kavramını öğrendiler, oyun kavramını öğreniyorlar. benim benim dedikleri oyuncaklarını ağlayarak bağırarak ama asla vurmadan paylaşmayı öğreniyorlar. Anneler, çocuklar kadar hatta daha fazla mutlu oyun grubundan.

Ama kuzusu ilk defa bir kurumda öğretmen kavramı ile tanıştı. Oyun evinin kapısına gelince
– Babacığım okul ne güzel.
– Parkı da var.
– Babacığım sokak ebettimi (ayakkabımı) çıkar, ev ebettimi giydir.
– Babacı sen git.
Doğumundan sonra yaşadığım gaz sancılarını daha dün gibi hissetmeme rağmen kuzusu çok büyümüş. Bir mekânda tek başına kalıp kendi kendine yetebileceğini düşünecek kadarda kendine güveni sonsuz.

Oyun grubundan arkadaşı Ece ile birlikte yaklaşık iki saat çok güzel zaman geçirmişler. Annesi işte, babası okulun dışında bekleyen kızımız içerde genellikle kendi başına oyun oynamış. Yalnızca öğretmenleri birlikte oyuna davet edince grup oyunlarına katılmış.
Ece’nin annesi içerde bulunduğu için bizde biraz rahattık. Çünkü Berrasu’yu kızı kadar yakından tanıyor.

Yaklaşık iki saat süren mutlu saatler velilerin çocuklarını almaya gelmesi ile sona ermiş. Ben ve babası almaya gittiğimizde çığlık çığlığa ağlayan Berrasu ile karşılaştık. Gözlerinden yaşlar boşalıyordu. Neye uğradığımızı şaşırdık. Çok üzüldüm. Üstelik kuzusunun tepkileri daha da üzülmeme neden oldu.
– Anne gitsin.
– Anne işe gitsin.
– Sen git sen gelme.
– Babacım Berde’yi al.
– Berde tek kaldı.
– Burada park yok….
Ama bu ağlama dakikalarca sürdü. Biran önce oyun evinden uzaklaşmaya çalıştık ki rahatlasın. Yolda da anneyi istemedi.

Eve gelip, uyuyup uyandıktan sonra ilk sözü de “Ece’nin annesi geldi, Berde’nin annesi gelmedi.”

Aslında konunun neresini yazacağımı bilmiyorum. Konu ile ilgili yazacak o kadar çok şey var ki?
Anne olarak ilk eğitim kurumu tecrübesinde niçin yanında değildim?
Bu durum okul ile ilgili olumsuz düşünceler geliştirmesine neden olur mu?
Oyun evinde velisi gelen çocukların ailelerine tesliminde neden diğer çocukların etkileneceği düşünülmemiş?
Çocukların bu tür oyun evlerine katılması gerekli mi?
Oyun evlerinin çocuğa katkısı var mı?

Hepsi ayrı ayrı tartışılması gereken konular. Ama şu an beni tek ilgilendiren Kuzumun okul ile ilgili olumsuz düşünce geliştirmemesi.

Kim ister çocuğunun özel anında yanında olmamayı. Günümüz çocuklarının ilk adımını, ilk sözcüğünü annesi babası değil de bakıcıları duyuyor görüyor çoğunlukla. Anneler babalar çalışıyor. Annenin çalışma sebebi ister kendi kişisel gelişimi ve mutluluğu için olsun, ister çocuğuna daha iyi gelecek hazırlamak için olsun.

Yaşadığı tecrübenin Kızımız üzerinde olumsuz etkisi olmaması için önlemlerimizi aldık.

Hayır oyun evine anne götürmeyecek. Anne götüremez.  Anne bir öğretmen. Bu meslek öyle mazeret üretmeye uygun bir meslek değil. Hasta da olsan, evinden mutsuz da ayrılsan, çocuğunu evde ateşler içinde de bırakmış olsan sınıfın kapısında bırakırsın derdi sıkıntıyı, cebinde paran olmamasını. Girersin sınıfına selamlaşırsın en gülen gözlerle, en içten, en sıcak, en sevgi dolu tavrınla. Çünkü, o çocuklar anasının babasının geleceği, senin geleceğin, benim geleceğim, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği.

Belki 29 aylık kızımız oyun evinde annesi de olsun istiyor. Hayatta her istediğinin olmayacağını da bir şekilde tecrübelerle öğrenecek minik yavrumuz. Sevgimizin sonsuz olduğunu koşulsuz olduğunu öğrenecek. Ama ekonomik ve sosyal anlamda sınırlarımız olduğunu da öğrenecek.

Ben öğrencilerimin bütün özel törenlerin de “Anneler, babalar, anneanneler, babaanneler, dedeler, büyükbabalar çocuklarınızın bütün mürüvvetlerini görürsünüz inşallah” derim.

Şimdi de kendi yavrumuz Berrasu için bu içten duayı yapıyorum. Yavrucuğum annen, baban, anneannen, babaannen, dedelerin, dayın ve halaların senin bütün mürüvvetlerini görür inşallah.

Reklamlar
AKTİVİTELER, BERRASU ADA kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: